top of page

Emilie’nin çaldığı piyano.

4 saat önce
3 dakikada okunur

Mermer Kadın Figürü, Erken Kiklad Dönemi I, M.Ö. 2700–2600, The Metropolitan Museum of Art, André ve William Spears Hediyesi, 2024.
Mermer Kadın Figürü, Erken Kiklad Dönemi I, M.Ö. 2700–2600, The Metropolitan Museum of Art, André ve William Spears Hediyesi, 2024.

Emilie’nin arka planda çaldığı piyano.

Antoine’ın eşi Emilie’nin arka planda çaldığı piyano.

Sergide başka hiçbir izine rastlamadığımız Antoine’ın eşi Emilie’nin arka planda çaldığı piyano.

Zaman zaman aklımda dupduru bir suyun üzerinde kendi kendine beliriveren bu ses, bir süre sonra bambaşka düşüncelerin arasında aynı geldiği gibi parmak ucunda kayboluveriyor.

19. yüzyılın ilk yarısından 20. yüzyılın ortalarına uzanan bir zaman kesitinde son demlerini yaşayan Avusturya-Macaristan ile Osmanlı imparatorlukları arasında gidip gelen, kısmi yerleşik, yarı göçebe ve muhtemelen oldukça da yorgun Macar Köpe ailesinin “gelin”i Emilie. Yıllar önce Salt Beyoğlu’nda gerçekleşen İmparatorluklar Arasında, Sınırlar Ötesinde sergisinde iki erkek kardeş Antoine ve ağabeyi Taïb’in defterleri, çizimleri ve fotoğraflarının arasında belli belirsiz duyulan piyanoyu o çalıyor.

Arşivsel olmasını bir yana bırakırsak bu sergiye yıllar sonra cevap veren başka bir sergi yapılacak olsa kuşkusuz Emilie’nin üzerine gitmeyi denerdim.

Piyano romantik, zarif; siyah beyaz tuşlarına, talep ettiği katı disipline rağmen yumuşak kalpli bir enstrüman. Kendi dünyası var. Mesela boru, trompet ya da askeri vurmalılar pek böyle değil. Öznelerinden başka bir gücün yankısı olmalarının yanı sıra çağırıcı ve hükmediciler. Piyano ise bu sergi özelinde Emilie’nin varlığının tek kanıtı. Sadece onu temsil ediyor, onun vekili.

Oysa Emilie ile enstrümanı arasındaki ilişkinin farklı bir gerilim hattına açılan başka bir temsil boyutu daha bulunuyor. Bu hattın izini sürmek için MET’te devam eden Musical Bodies sergisinin sorularına gidilebilir.

Musical Bodies, “Biz kimiz?, Ne yaparız? Neye değer veririz? Neye inanırız? Nereden geliyoruz?” sorularıyla açılıyor. Küratörün insana dair yönelttiği bu sorular, yanıtlarını sergideki enstrümanların kültürel tarihleri, malzemeleri ve organolojik tasarımları üzerinden bulmayı deniyor. Enstrümanı insanın uzantısı olarak ele alıyor. 

Tarihsel düzlemde bir enstrümanın insana dair verdiği ilk ipucu materyal seçimi üzerinden biçimleniyor; materyalin elde ediliş biçimi ekonomik gücü, toplumsal statüyü ve sınıfsal ayrımları görünür kılıyor. Kişinin kendi bedenini enstrümanlaştırması ile ağacı, metali, hayvan bağırsağını, ahşabı ya da fildişini dönüştürmesi farklı kültürel hiyerarşiler demek; dolayısıyla her biri farklı temsiliyetleri, uzantıları deşifre ediyorlar. Beden, herkeste olduğundan eşitlikçi bir zemin sunarken, fildişi, nadir metaller veya uzak coğrafyalardan getirilen işlenmiş değerli ahşaplar doğrudan ticaret ağlarına, kaynak kontrolüne ve servete işaret ediyor. Dolayısıyla işçilik gerektiren, erişimi güç materyale sahip enstrümanlar saray mutlakiyetinin veya elit sınıfların hamiliğinde biçimlenen "yüksek kültür”ün yansımaları olarak kabul görüyor.

Peki enstrümanın formuna, tasarımına bakarak insan anatomisine dair nasıl bir okuma yapabiliriz? Burada devreye cinsiyet kodları giriyor; ikinci ipucunu bize enstrümanın mimarisi veriyor. Klasik keman gövdesinin hemen önüne yerleştirilmiş M.Ö. 3000'lere uzanan Erken Kiklad dönemine ait mermer kadın figürü bunun somut karşılığı. Heykelin dişil figürü ile modern enstrüman mimarisi aynı dili konuşuyor; aynı kıvrımlara, aynı hatlara sahipler. Benzer bir diğer anatomik ilişkilendirmeyi Man Ray’in Kiki de Montparnasse’ın beline f deliklerini yerleştirdiği Le Violon d'Ingres eserinde1 de görebiliyoruz. Sergi, bu fikri tam tersinden işleyen hibrit bir nesneyle2 diyaloğu daha da derinleştiriyor: Çello gövdesinin üst kısmına işlenmiş kadın memeleri ile hemen altında sakallı, bıyıklı yüz hatları taşıyan enstrüman, dişil ve eril temsilleri aynı ahşap bedende buluşturuyor. Buradaki özdeşleştirmeye dair kuir okuma yapmak dahi mümkün ki bunun nefis bir örneğini Max Keller My Gender Is a Cello başlıklı makalesiyle veriyor.3

Cinsiyet kodları enstrüman bedeninde yerlerini aldığına göre, şimdi Emilie’nin piyanosuna geri dönebilirim.

Emilie neden kemanı ya da çelloyu değil de piyanoyu tercih ediyor?

Bunun “çalmayı bilmiyor”dan daha sağlam cevapları var gibi görünüyor. 19. yüzyıl burjuvazisinde bir kadının enstrüman çalması “domestik bir zarafet göstergesi" olarak teşvik ediliyor ancak bu durum sadece kadın bedeninin duruşunu bozmayan belirsiz sınırlar içinde kabul görüyor. Arp bunlardan biri, icracının dik duruşunu, kollarının zarafetini ve silüetini öne çıkarıyor. Üflemelilere geçiyorum; flüt bunlardan biri mi? Değil. Kadının flüt çalması yüzü şişirdiği, dudak formunu bozduğu ve tükürük salgısını artırdığı için zarafetten yoksun hatta yer yer pornografik bulunuyor.4

Piyano?

Piyano makbul. 

Piyano sandalyesindeki oturuş biçimi, kadının omurgasını dikleştirmesini, bacaklarını birleştirmesini ve bedensel hareketlerini korsenin sınırları içinde tutmasını zorunlu kılarak eril bakışın talep ettiği estetik normlara hizmet ediyor. Makbul olanı teyit ediyor.

“Sergide başka hiçbir izine rastlamadığımız Antoine’ın eşi Emilie’nin arka planda çaldığı, belki de çalmak istemediği, piyano.”

Piyano Emily’nin sergideki tek temsili, uzantısı ve vekili. Ama onun vekilini kendisi tayin edememiş bir kadın olup olmadığını bir çırpıda söylemek kolay görünmüyor.



1: Man Ray, Violon d’Ingres, 1924, Worcester Sanat Müzesi, Worcester, MA, Stoddard Acquisition Fund, 2005, © Man Ray 2015 Trust / Artists Rights Society (ARS), NY / ADAGP, Paris 2026.

2: Giovanni d’Andrea, Lira da braccio, 1511, Sanat Tarihi Müzesi Viyana, Tarihi Müzik Enstrümanları Koleksiyonu, © KHM-Museumsverband.

3: Keller, Max. 2026. “My Gender Is a Cello.” Metmuseum.org. May 26, 2026.

4: Macleod, Beth Abelson (2001). Women and the Musical Elite: Women's Clubs in Istanbul and Chicago, 1880-1920. Indiana University Press.

Yorumlar


bottom of page